Girişimcilik

Türkiye’de Girişimcilik ve StartUp

Takipçilerim arasında elbet kendisini “girişimci” olarak gören ya da en azından “girişimci ruhu”na sahip insanlar vardır. Bildiğiniz gibi ben de bunlardan birisiyim. Bugüne kadar bulunduğum projelerde hiç yatırım almadan yüz binlere ulaştım. Bunlardan son örneği ise LolTest App oldu. Filipinler’den Malezya’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden Almanya’ya, toplamda 69 ülkeden on binlerce kez indirilen oyunum 6 hafta üst üste Google Play Store’da en iyi oyunlar sıralamasında ilk 5’te kaldı. Üstelik ben bunları bir Makine Mühendisi adayı olarak başardım. Bundan önceki projelerimde ise beni tatmin eden fakat maddi getiri anlamında aman aman başarıya ulaşmayanlar da oldu. Benim StartUp’larım Start kısmında kaldı, up’lanmadı 🙂 Gelelim sizlere…

Bugünkü konumuz “StartUp nedir?”, “Türkiye’de StartUp’ların durumu ne halde?”. O zaman hadi başlayalım.

Öncelikle StartUp kelime anlamı itibariyle bir işi başlatan ya da o işi harekete geçirecek iş ve süreç olarak tanımlansa da, bildiğimiz girişimcilik tanımı kişiden kişiye göre değişiyor. 2008’deki ekonomik krizden sonra ABD hükümeti yerli girişimcilere teşvik amacıyla StartUp tanımını hayatımıza soktu. Ülkemize o kadar geç geldi ki, gerçekten girişimciler bile yaptıkları projelerin birer StartUp olduğunu çok sonradan anladı.

Dünya genelinde StartUp’lar artık bir “fikir”den doğuyor. Yani StartUp bir çiçek ise, tohumu fikir, tohumun içinde patlamayı bekleyenler ise o fikrin yaratıcılığı oluyor. O tohumu filizlendirecek su ve güneş kaynağı ise tüm dünyada kitlesel fonlamalarla ya da melek yatırımcılarla sağlanıyor. Burada durmamız lazım çünkü bu ikisi de bizde yok. Var da yok. Türkiye’de melek yatırımcı olarak bildiğimiz Mynet’in CEO’su Emre Kurttepeli, Boyner Group’tan Ümit Boyner gibi isimler var fakat gidip derdinizi anlatabilme ihtimaliniz, başınıza meteor düşmesi ihtimalinden daha az.

Peki ya kitlesel fonlama? Türkiye’de bununla ilgili Arı Kovanı isimli bir proje kuruldu. Fakat işin komik tarafı, Arı Kovanı kendisi de zaten bir StartUp. Yani profesyonel iş adamlarının kurduğu, ulusal çapta reklamlar verip insanların ziyaret etmesini sağlayan bir kuruluş olmadı. Kendisi de bir StartUp olduğu için, sosyal medyada ve Google’da yapabildiği reklamlarla bir kitle edinebildi. Öyle ki, bu kitlesel fonlamanın öncüsü Kickstarter’dan her 10 ABD vatandaşından 8’inin haberi varken, Türkiye’de Arı Kovanı’ndan her 50 Türk vatandaşından 1’inin haberi oldu. Hatta bence şu şekilde kuruldu, senaryo yazıyorum 🙂

“Abi aklımda bir proje var ama bize yatırımcı lazım, para lazım. Kickstarter Türk vatandaşlarına hizmet vermiyormuş. Önce o zaman Kickstarter benzeri bir proje kuralım, millet sosyal medyada ‘benim projem var’ diye paylaşsın, ünlenelim, sonra kendi projelerimize bakarız”. Yani özet olarak StartUp’lar için bir StartUp oldu Arı Kovanı.

Bizde peki doğru düzgün çalışan hiç bir şey yok mu? Var, teknokentlerimiz ve teknoparklarımız var. Odtü’de, Gebze’de… Burada ise Üniversite akademisyenlerinin hatta rektörlerinin ne kadar inovasyon ile iç içe olduğunun önemi ortaya çıkıyor. Şuanda bulunduğunuz blog günde 8 bin civarı ziyaret almakta. Ve ilk defa bir insandan alıntı yapacağım.

Dün sabah konferans var dediler, bakayım dedim kim geliyor yine hangi şirketin reklamını yapacaklar. Bir de baktım Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin rektörü Prof. Tamer Yılmaz geliyor. Rektör diyince akıllarımızda canlanan karakter belli. Twitter’dan Habertürk ve Sabah gazetesinin haberlerini paylaşan, bayram mesajı atan insanlar oluyorlar genellikle. Biraz araştırayım dedim, koydum kahveyi. Sabahın da 6’sı… Starcamp oluşumunu gördüm, bir çeşit konsorsiyum. Hem de Kaliforniya’da, Silikon Vadisi’nde. Üniversitesinin sitesine girdim, inovasyon, yabancı dil, aday öğrencilere sunumları… Öğrencilerle birebir etkileşime geçtiği tweet’leri gördüm, dedim kalk yürü okula.

Size bir cümlesini söyleyeyim, bu cümleyi söyleyen evet bir Türk rektör, İsviçreli veya ABD’nin ünlü üniversitelerindeki o “cool” profesörlerden değil, bildiğin bizden bir rektör.

“Nesil değişti, artık öğrencilerin ruhuna yaşamına dokunmak gerekiyor”

Ne kadar güzel değil mi? Hatta kendi üniversitesinin öğrencilerinden birisi şu tweet’i atmış “Ne şanslıyız ki her öğrencisiyle ayrı ayrı ilgilenen ve her birinin fikirlerine önem veren bir rektöre sahibiz“. Rektör denildiğinde neden hep aklımıza önünde ceketinin düğmelerini ilikleyen memurlar geliyor? Neden hep kuralcı, katı, geleneksel rektörler geliyor da, hayali emekli olup domates yetiştirmek isteyen rektörler geliyor da, girişimciliğin ne demek olduğunu bilen ya da hayali “Silikon Vadisi’nde Türkiye’nin de bir kapı numarası olsun, biz de Dünya’ya girişimciliğimizi, fikirlerimizi gösterelim” diyenler gelmiyor?

Dedim ya Türkiye’de StartUp projeler için kurulan kitlesel fonlama sitesi bile bir StartUp, o kadar geriyiz. Kendisinden bir alıntı daha yapayım size,

“Türkiye’de şartlar zor, çok geriden takip ediyoruz Dünya’yı… Bizim anne sözlerimiz bile başımıza icat çıkarma, eski köye yeni adet getirme… Bırakalım bunları, zincirlerimizi kıralım. Türkiye’de fikrin varsa bile bunu somut hale getirebilecek insan sayısı çok az. ABD’de Silikon Vadisinde, bir kafede bile fikirlerine değer verecek insan, fikrinin gelecekteki getirisini beğenmese bile sırf düşünce yapın ve zeki fikirlerinin devamı için senin beynine yatırım yapacak tonla insan var…”

Dinlerken “ben bunları zaten biliyorum” diyerek dinlemedim. Hayranlıkla dinlememin sebebi, dünyada 60 küsür ülkeden insanla iletişim kurmuş, avrupa görmüş gezmiş, bir çok “girişimcilik” adı altında fikir üretmiş, bunlardan bir tek android oyunundan harçlık çıkarabilmiş bir insan olarak benden 20 yaş büyük bir insan ile aynı düşünceleri paylaşabilmek hayranlık uyandırdı. Özel üniversite yerine ücretsiz bir devlet üniversitesi olsaydı kesinlikle hedeflerimden birisi olurdu. Gerçi pek başarılı bir öğrenci de değilim malum…

Bizim neslimiz de artık geçiyor. Kendimi yeterince geliştirdiğimi düşündüm hep. Fikirlerim projelerim oldu. Hep bir ajanda tuttum. Yabancı dilim için bile sırf telafuzumu aksanımı değiştirdim, geliştirdim, “i am Burak” da kalmadım. Bir makine mühendisi adayı olarak günümüzün trendi yazılım ve mobil sektörüne giriş yaptım. Yaş oldu 26. Ama bizden de bu kadar oldu. En azından biliyorum ki bizden sonra gelecek nesil bir tık daha şanslı. Fasulye çimlendirmekten öteye gidecek projelere değer veren akademisyenlerimiz, rektörlerimiz, iş adamlarımız çoğalıyor. Umarım bundan sonra sadece sağda solda, Facebook gruplarında forumlarda, benim projem var beyler diyerek mesaj yazmak yerine, doğrudan bir şirketin CEO’suna mesaj atıp, müsait olduğunuz bir vakitte şirketinize gelerek sunum yapmak istiyorum diyebilirsiniz. Umarım bir gün her şirket haftada bir gününü yeni fikirleri değerlendirmek için halka açık mülakatlar düzenlerler.

Benim girişimcilik adına diyeceklerim bu kadar. Bir de kendinizi geliştirmeniz gerekiyor. Daha Türkçe birkaç kelimeyi düzgün, hatasız yazamayanlar var. Kendisini ifade ederken, ne dediğini kendi de anlayamayanlar var. Bir makale, blog yazarken, noktalama işaretlerini kullanamayanlar var. Sunum yaparken işte şu şöyle bu böyle diyerek adam gibi hazırlanmayanlar, akıcı konuşamayanlar var. Yabancı dili olmayıp dünyadan bir haber yaşayarak, ateş yakmayı yeniden keşfedenler var. Lütfen kendinizi geliştirin. Kişisel gelişim diye bir terim var artık hayatımızda. Lütfen siz de “krdş türkiyede kimse fikrmi beğnmiyo” şeklinde isyan etmeyin.

Bu arada veda etmeden önce, geçtiğimiz haftalarda da Türkiye’de neden oyun geliştiricileri desteklenmiyor, neden biz kendi oyunlarımızı yapamıyoruz konulu bir yazı yazmıştım, ona da şuradan ulaşabilirsiniz, tık tık.

Umarım keyifle okuyacağınız bir yazı olmuştur. Yarınki içerikte görüşmek üzere hoşçakalın 🙂

Etiketler

Burak Şengüloğlu

Oyun dünyası ile çok çok erken yaşta tanışmış, 9 yaşındayken gül gifleriyle süslü ilk sitesini açmış, bir ara e-spor'a ve oyun haberciliğine sarmış, şu sıralar oyun geliştirme, firmalara danışmanlık hizmeti ve makale hizmetleriyle hayatının akışına kendisini kaptırmış bir şahıstır.

Bunlara da Göz At

“Türkiye’de Girişimcilik ve StartUp” içeriğine 9 adet yorum yapılmış

  1. Harika olmuş abi eline sağlık. Bu arada burak abi ingilizce blog yazmaya başlayacak mısın?

  2. Bizim okulda da geçenlerde böyle bir kamp yapıldı fakat gel gör ki saçma sapan bir projeyi birinci yaptılar. Böyle torpil işleri dönmeye devam ettikçe ben ne kadar kamp vs yapsalar da bir halt olmayacağı kanaatindeyim.

    1. Bugün canlı örneğini yaşadık. Çalıntı bir proje birinci yapılarak (elektronik sporlar alanında) 1 milyon dolar değerlemeyle yatırım aldı. Bu yüzdendir ki ben hep kitlesel fonlamadan yanayım. Bkz: Indiegogo, Kickstarter vb.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Buna da Göz At

Close