Oyun Sektörü

Emre Ürük ile Oyun Sektörü Muhabbeti

3 gün kadar önce Neden Kişisel Blog konulu yazımda belirttiğim üzere yeni bir seriye başlamak istiyordum. İlk konuğum da Zafer Emre Ürük oldu. Buradaki mesele, kendisini oyun haber sitesi sanıp sağdan soldan kopyaladıkları içerikler yüzünden google ile başı belaya girmesin diye ünlü ya da kendisini ünlü sanan insanlarla soru cevap şeklinde röportaj yapmak yerine düzgün bir diyalogla gerçek “oyun sektörü” muhabbeti. Bu yüzden de kişilikli insanlarla bu muhabbetleri yapacağım. Bu arada yine Neden Kişisel Blog yazımda belirttiğim cosplay olan arkadaştan haber yok. Görenler 112-155  filan ne varsa arasın…

Bugün yanımda Zafer Emre Ürük var yani Sidiouss. Bir çoğunuz onu Sidiouss olarak tanıyor. Kendisiyle 4 senedir tanışıyoruz. Aklıma ne zaman bir fikir gelse aklıma ilk gelen insan oluyor. Abi oyun yaptım baksana, hocam şu konuda bir köşe yazısı yazacağım bana şunlar hakkında bir şeyler yazar mısın… Piyasada 2 kelimeyi doğru düzgün bir şekilde bir araya getiremeyen tonla insan olduğunu düşündüğümde gerçekten bu konuda şanslıyım. Çok doğru arkadaşlıklar edinmişim.

Burak: O zaman geçelim muhabbete… Bu blog sitesinin genelinde olduğu gibi konumuz oyun sektörü. Karşımda yaşıtım bir insan olduğunda ilk merak ettiğim şey genelde oyun kültürü oluyor. Sana da bunu soracağım, oyun kültürü ile ne kadar iç içesin?

Emre: Oyun kültürü geçmişten bu güne dijital oyun tarihinin gelişimi olsa da tüm oyunlar ile haşır neşir olduğumu söyleyemem. Özellikle oyunlar konusunda çok seçici olduğum için bir oyunun kötü hazırlanmış tanıtım videosu veya yapımcılarının daha önce yaptıkları hatalar o oyunu engel olmama neden olabiliyor. Her şeyi denemek isteyenlerden ziyade sevdiği tatlardan vazgeçemeyenlerdenim diyebilirim.

Peki oynadığın ilk oyun neydi hocam?

İlk oynadığım oyun abimin gel sana ne göstereceğim diyerek tanıttığı Doom. Sanırım 93 veya 94 yılıydı.

Benim ilk oynadığım oyun SEGA Mega Drive’da Robocop oyunuydu. O zamanlar inanılmaz geliyordu o oyunun kutusu filan. Peki, 94’ten bu yana madem 23 senedir oyunlarla iç içesin, hiç bir oyunu eğlenmek ve vakit geçirmek dışında bir amaç uğruna oynadın mı? Örneğin bir şeyleri unutmak, ya da kahvenin yanına iyi gidecek bir atmosfer olsun diye?

Elbette. Günümüzde hala kafam dolu olduğunda rahat düşünebilmek için güzel bir müzik listesi seçip GTA’da günbatımı izliyorum.

Ben de aynı şeyi bir kaç kez hem GTA’da hem de Starbound’da yapmıştım. Aslında böyle GTA’lar filan derken aklıma sürekli olarak Türk yapımı oyun problemi geliyor. Blogumda Türkiye’de Oyun Sektörü isimli bir makale kaleme almıştım. Peki ülkemiz için düşündüğünde oyun sektörü için ne düşünüyorsun? Gidişat nasıl, hiç Türk yapımı oyun biliyor musun?

Zamanında aynı şirkette yer aldığımız için fikir sahibi olduğum “Monochroma” hariç bilmiyorum. Geri kalma meselesine gelecek olursam Burak, sanırım geri kalmamızın en büyük sebebi oyuncu kitlesi olarak yapıcı eleştiri yapabilmekten çok uzak oluşumuz. Bir oyuna kötü olmuş demek ile “burası böyle olsa daha iyi olmaz mı?” gibi yapıcı bir eleştiri ile yaklaşmak arasında dağlar kadar fark var. Bizim kitlemiz indie geliştiriciden AAA oyun bekliyor. Beklediğini bulamayınca da “olmamış” diyerek kestirip atıyor.

Burada araya gireyim Emre, indie oyunlar için hala “mario grafikleriyle oyun mu olur aq” diyenler var ve ciddi manada sinirim bozuluyor. Ama Ubi “tons of bug” oyunlarını hype’lıyorlar, çünkü o youtuber beğendi, bu streamer sevdi…

Aynen, bu görüşler yüzünden de yapımcı hem moral olarak etkileniyor hem de oyununu geliştirmeye nasıl devam edebileceği hakkında fikir elde edememiş oluyor.

Sana sorayım madem, indie muhabbeti açılmışken. 8 Bit oyunlarla aran nasıl? Oyunlar için dolu dolu grafiklerin gerektiğini düşünüyor musun? Yoksa bir Starbound grafiği de seni mutlu etmeye yeter mi?

Zamanında kendileri ile aram pek iyi olsa da şu an oynadığım 8 bit bir oyun yok. Oyunlarda aradığım özelliklerin başında iyi grafiklerden ziyade işimden dolayı insanların ilgisini çekebilecek dolu içerikler geliyor. Eğer oyunun içeriği güzelse, insanların da ilgisini çekiyorsa hepsinden önce oynaması da keyifliyse beni fazlasıyla mutlu eder.

Twitch yayınlarından tanıştığımız 2013-2014 senelerinden beridir haberim var. Peki çayı kahveyi alıp oyun oynamaktan hoşlanan birisi misin, yoksa insanlarla paylaşmaktan mı keyif alıyorsun? Sende biraz ondan biraz diğerinden var gibi…

Kesinlikle insanlarla paylaşmaktan çok keyif alıyorum. Canlı oyun yayınlarının beni en çok etkileyen özelliği interaktifliği. Geçemediğin bir bölümde yardım istemek gibi pozitif durumlardan, en küçük bir hatada yerden yere vurulmak gibi negatif durumlara kadar geniş bir interaktivitesi var. Ama dedim ya, bazen müzik listesi açıp GTA’da gün batımı seyredebiliyorum. İyi tanımışsın beni.

Son satın aldığın oyunu sorayım.

Oynamamak konusunda çok diretsem de oynadıktan sonra “Battle Royal” türüne bakışımı değiştiren Playerunknown’s Battlegorunds, doğrudan Steam üzerinden aldım. Oyun blogger’ı olarak sen ne aldın en son?

2 aydır keyif alayım diye oynadığım oyun sayısı bile çok az. En son River City Ransom: Underground almıştım, incelemesini de yazdım onun. Çocukluğumun efsanesi, kimsenin haberi yokken kendi kendime hype yaptım. Bu arada hype demişken, hype’lara kanar mısın ya da kandığın ve pişman olduğun oyun oldu mu?

Hype’lara çok kanıyorum. No Man’s Sky bunun en büyük örneği olabilir. Hayal ettiğim bir yana içinde kesinlikle olacak denen içerikler bile yoktu ve fazlasıyla pişman oldum. Bir oyun alacağım zaman o oyunun canlı yayınlarını ve Youtube oynanış videolarını izliyorum. Eğer ilgimi çektiyse ve oynamak istiyorsam fiyatı ne olursa olsun almaktan çekinmem.

Genel olarak oyuncu kitlesinden memnun musun? Türkiye’deki oyuncu kitlesi ile Dünya genelindeki oyuncu kitlesi arasında kayda değer bir fark gözettin mi hiç?

Arada dağlar kadar fark var. Özellikle çok oyuncu modu olan oyunlarda Türk oyuncu kitlesi “sen iyi olabilirsin ama en iyi benim” mantığında hareket ediyor ve bunu göstermek adına başkalarının oyun keyfini kaçırmaktan da rahatsızlık duymuyor. Bu kitlenin bir parçası olarak fazlaca rahatsız olduğum bir durum. En basitinden bir oyun lobisine katıldığımda Türkiye lokasyonlu olduğumu görüp lobiden çıkılması veya beni atmaları durumuyla çok fazla karşılaşıyorum, önyargılılar ama pek haksız da değiller.

Aslında biz bunu hep görüyoruz. Geçen gün bir İngilizce hocası tarafından reddedildim.

O nasıl oldu?

Sponsorluk için ücretli bir mobil uygulama geldi önüme. İşte kredi verdiler, anlattılar. Dedim incelemesini yazmadan önce bir bakayım neymiş. Pronounce için tercih belirledim üst seviyeden girdim bir odaya. Bir “hi” bile diyemeden attılar odadan, e-postalar telefonlar filan, hocayla daha sonradan görüştüm ki, malum kameralı olduğu için daha önce bir kaç Türk ahlaksız şekilde çıkmışlar. “Olur öyle…” diyemedim, aslında ne kadar düzgün insanlar olduğumuzu anlatmaya çalıştım. Özet olarak biraz farklı olduğumuzu kabul etmek gerekiyor. Yeri geliyor dünyanın en modern insanlarını çıkarıyoruz, yeri geliyor oyunda istediği rol gelmedi diye arkadaşlarını da hayattan bezdiren insanlar…

Meseleyi fazla uzatmadan mobil oyun geliştirme kısmında yoğun mesai harcayan bir insanım, bu yüzden de çevremdekilerin oyun geliştirme konusunda fikirlerini hep merak etmişimdir. Hiç oyun yapmak istedin mi? Örneğin bir gece uyumadan önce “şöyle bir oyun olsa, böyle bir karakter olsa, biraz da kaliteli grafik…” dediğin oldu mu hiç?

Çok… Hatta geçtiğimiz yıl “Global Game Jam Ege”ye katıldım iş arkadaşlarımla. Oyun yapma konusunda pek tecrübeli değilim fakat oyuncuların nabzını tutmayı ve ne görmek istediklerini çok iyi biliyorum.

Yani sen kaleyi içeriden ele geçirenlerdensin. Aslında şu sıralar oynadığın oyun da böyle. En iyi battle royal oyuncusunun istekleri doğrultusunda geliştirildi. Sana özel bir soru sorayım. Zafer Emre Ürük ismini League of Legends yayınları ile tanıyor çoğu insan. Peki sen bundan memnun musun? Yoksa her oyunun aynı sayıda izlenmesini mi isterdin?

Hiç memnun değilim. Twitch’te 40000’in üzerinde takipçim var fakat bunların çoğunluğunu League of Legends kitlesi oluşturmakta. Başka oyunları oynadığımda aynı sayıda izlenmeyi geçtim, bir göz atıp şans bile vermiyorlar ki izleseler sunduğum League of Legends dışındaki içeriği çok seveceklerine eminim.

Streamer olmanın zorlukları da bunlar olsa gerek. Peki eğer streamer ya da youtuber olmasaydın, ne olurdun?

Doğrudan “şu” diyemiyorum çünkü sevdiğim mesleği yapıyorum ama eğer olmasaydın açısından bakıyorsak kendimde en güvendiğim yeteneğim, iletişim kurma becerim. Bunu iş hayatında gösterebileceğim ve farkımı belli edebileceğim sosyal açıdan çok aktif olmayı gerektiren bir meslek tercihi yapardım.

Umarım sevdiğin meslekte başarın da daim olur hocam. Bu arada sevgili arkadaşlar sizlere bir duyurum var. Şuan ülkemizdeki en iyi 100 blog sitesinden birisi olmayı başardık ve ilk defa haftalık parametrede 100,000 görüntülemeyi geçtik. Ben bu blog sitesini ilk açtığım gün adını “metin tabanlı Youtube” koymuştum, her gün 1 yeni içerik mottosuyla daha kaliteli içerikler üretmeye çalışıyorum. İçeriklerimi beğeniyorsanız sol alttan abone olmayı ve bildirimlere izin vermeyi unutmayın. Zafer Emre Ürük’e de çok teşekkür ediyorum bugün benimle olduğu için. Yayınlarını takip etmek ve ürettiği video içerikleri kaçırmamak istiyorsanız aşağıya linklerini bırakıp kaçıyorum. Mutlu haftalar!

Facebook: https://www.facebook.com/zeusidiouss

Youtube: https://www.youtube.com/sidiouss

Twitch: https://www.twitch.tv/zeusidiouss

 

Etiketler

Burak Şengüloğlu

Oyun dünyası ile çok çok erken yaşta tanışmış, 9 yaşındayken gül gifleriyle süslü ilk sitesini açmış, bir ara e-spor'a ve oyun haberciliğine sarmış, şu sıralar oyun geliştirme, firmalara danışmanlık hizmeti ve makale hizmetleriyle hayatının akışına kendisini kaptırmış bir şahıstır.

Bunlara da Göz At

“Emre Ürük ile Oyun Sektörü Muhabbeti” içeriğine 5 adet yorum yapılmış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir